CYBERSPACE ve SAYISALLAŞAN YAŞAMLAR

Günümüz bilgi çağında gelişen teknolojilerle birlikte hayatımıza girmiş olan Cyberspace kavramı aslında çok yakın tarihsel bir süreçte gelişimini tamamlamış ve etkileri küreselleşen dünyanın hızlı devinimi sağlayan itici güçlerden biri olmuştur. Cyberspace kavramı ilk olarak  1984 yılında William Gibson adlı bir bilim kurgu yazarı tarafından, Neuromancer adlı romanında Wiener’ın rüyasını “siberuzay” (cyberspace) olarak adlandırmasıyla ortaya çıktı . Gibson Romanın da siberuzayı  tüm  insanları birbirine bağlayan sanal bir ağ sistemi olarak adlandırmıştı. Biraz daha geriye baktığımızda  ise bu kurgunun altyapılarının 1970’lerde ortaya atılan  bilgi çağı, iletişim devrimi gibi kavramların popüleritesinden beslendiğini görebiliriz.

İnternet Devrimi

Cyberspace kavramı ile adlandırılmaya başlayan dijital dünya aslında en büyük devrimini 80’li yıllarda internetin hayatımıza girmesiyle yaptı. Bu dönemlerde kişisel bilgisayarların artmasıyla beraber internet ağı daha fazla kullanıcıya ulaşmaya başlamış,  cyberspace olarak adlandırdığımız sayısal dünyanın merkezine yerleşmişti. İnternet bu hızlı gelişimini günümüze kadar 4 ayrı devrim niteliğindeki aşamayla sürdürdü. Bu aşamaların ilki Elektronik mesaj servisi (e-mail), ikincisi dosya transfer sistemi(FTP), üçüncüsü kaynaklara ulaşmayı sağlayan interaktif sistemler (google,wikipedia,vb.) ,ve dördüncüsü ise sosyal iletişim ağları ( Usenet’le başlayıp, facebook,twitter vb.) gelişen sistemlerdi

İnternet ağı
Mekanların Sayısallaşması

Özellikle sosyal iletişim ağlarının hızlı bir şekilde gelişmesi, bilginin enformasyonunu hızlandırmış , kişiler arasındaki mesafeleri ortadan kaldırmıştı. Bu sayede sayısal dünyanın kamusal alanları yavaş yavaş biçimleniyordu.  Mekan bağımlılığını ortadan kaldıran bu gelişmeler kentsel fonksiyonları ve yaşayış şekillerimizi  de değiştirmeye başladı. Sınırların ortadan kalkması, ulaşılabilirlik, merkezsizlik;  toplumlar,kültürler arasındaki fiziksel uzaklıkları sayısallaştırarak eritti. Fiziksel etkileşimin  olduğu kamusal mekanların,  sayısal alanlarda kurulmasıyla birlikte  mekanı oluşturan aktörler  fiziksel dünyadan kopmaya başladı.. Günümüzün gelişen bilgi iletişim sistemlerin her türlü kavramı bir dijital dönüşüme uğratması ve günlük yaşantının bir eşleniğinin sanal bir yüzeyde gerçekleşmesi de bu mekanları oluşturan aktörlerin  sayısal kimliklerin arkasına saklanmasına neden oldu.

Sayısal Kimlikler
Surrogates filminden bir sahne (2009) Fotoğraf: PR

Oluşturulan bu  sayısal kimlikler  toplumsal sınıfların ortadan kalktığı herkesin iletişimine açık bu cyberspaceler’de  yaptıklarından sorumlu değillerdi . Bu alanlarda kurulan ilişkilerde istediği kişi olabilir , görüşlerini, düşüncelerini bir engel olmaksızın paylaşabilmektedirler. Bu durum Surrogates filminde ; sağlıklı, iyi görünümlü ve uzaktan  kumandalı makineler olan suretlerin fiziksel dünyadaki insanların yerini alması maskelerle dolu bir dünyada kime güvenebileğimiz , kimin gerçek olduğu hakkında endişeli bir şekilde konu edinilmiştir.

Gelişen teknolojilerle insanların sayısal ortamlardaki kamusal mekanları(cyberspace)  kullanarak fiziksel mekana ihtiyaç duymamaları, dolayısıyla kentlerdeki fiziksel iletişimin zayıflaması ,bu mekanlara kimlik kazandıran aktörlerin mekanı terk etmeleri ve insanlar arasındaki karşılıklı güven  kurulumunun azalması gelecek için üzerinde düşünülmesi gereken önemli unsurlardır. Bu sonsuz siberuzay ve üzerinde oluşturulan sosyal sistemler  bilinçli bir şekilde düzenlenmeli ve kamu  politikaları göz önüne alınarak tasarlanmalıdır. Bu iki paralel dünyanın kesişimlerini sağlayan bir kent belki kendini oluşturan aktörlerini kaybetmez ve bu teknolojik gelişime ayak uydurabilir.

Erdem Dokuzer

Share Post :