WATERWOLD DİSTOPYASINA MİMARİ BİR BAKIŞ

1995 yılında  Kevin Reynolds tarafından senaryosu hazırlanan film, gelecek üzerine hazırlanmış distopya filmlerinin arasında önemli bir yerdedir. Filmde, öne sürülen gelecekte  tüm dünya küresel ısınmanın sonucu su altında kalmış, ayak basacak kara parçası bulmanın imansız olduğu bir durumdadır. Az sayıda kalmış olan insanoğlu, belirli bir devlet sistemi olmadan toplululuk halinde, su üzerine kurdukları adacıklar veya su araçlarının (tekne,kayık,gemi vb) üzerinde yaşamaktadırlar. Kimisi su üzerine sabit duran yapay adacıklarda yaşarken, kimileri ise hareket halindeki su araçlarının üzerinde, yerleşebileceği kara parçasını bulma hayaliyle yaşamaktadır.

Mimarlık disiplinin inşa etme eylemi , insanların bu zor durumda dahi sığınabileceği bir yer elde etme çabasını göstermektedir. Bu dünyanın mimari mekanları, felaketten arta kalan hurdalardan oluşan çelik yığınlarıdır. Önceki dünyadaki yaşamın izleri bu mekanların her köşesinde görülmektedir. Otobüs kapısı birbirine geçirilmiş lastiklerle beraber yatak odasının duvarını oluştururken, gemi ve tekne gövdeleri, bu çelik yığını şehrin temelini oluşturmaktadır. Estetik unsurların olmadığı yeni dünyanın mimari anlayışı tamamen pragmatik-işlevsel bir anlayış üzerine kuruludur. Mimarlığın ortaya çıkmasını sağlayan barınma ihtiyacının yanında, hayatı kolaylaştıracak makineler de  mimari yapının bir parçasıdır. Şehir aslında büyük bir makinedir.

Su dünyasında yaşam oldukça zordur, İçme suyunun azlığı bu zorlukların başını çekmektedir. Su o kadar önemlidir ki;  filmin başlangıç sahnesinde idrarın arıtılarak tekrar içilmesi bunu birazda ironik bir şekilde izah eder. Enerjinin ve yaşam kaynaklarının kullanımı su-dünyasında oldukça önemlidir. Şehir içindeki geri dönüşüm çukuru bu büyük makinenin enerjisini sağlamaktadır Kendi enerjisini üreten bu şehirlerde, insan ölüleri bile bu enerjinin bir parçası olmuştur artık.

Sonuç olarak su dünyası distopyası, yaşamın en zor koşullarında bile insanoğlunun barınabileceği, yaşamını sürdürebileceği mekanları inşa etme çabasını göstermektedir. Geleceğe yönelik kurgulanan diğer distopyalarda da aynı bakış açısını gözlemleyebiliriz. Şu anda  adını telefuz etmeye başladığımız küresel ısınma ve felaket senaryoları da bu kurguların geçerliliğini bize göstermektedir. Yaşam kaynaklarını hızla  sömürmeye devam ettiğimiz sürece, dünyamızın gelecekte böyle bir felaketle karşılaşması çokta uzak görünmemektedir. Fakat ; en zor koşullarda dahi insanoğlu canlılığını sürdürebildiği takdirde geleceğini  “inşa“ etmekten vazgeçmeyecektir.

Share Post :